Bozcaada’ya Gidip Buraya Uğramayan Çok Şey Kaçırıyor: Simyon Meyhane Gerçeği

Bazı yerler vardır, sadece bir coğrafya değildir; bir duygudur, bir hatıradır, insanın içine işleyen bir “aidiyet” hissidir. Bozcaada benim için tam da böyle bir yer. Sadece deniziyle, sokaklarıyla değil; dostluklarıyla, kardeşlikleriyle, paylaşılan sofralarıyla anlam kazanan bir ada.
Ve o sofraların en özel duraklarından biri: Simyon Meyhane.
Hadi dürüst olalım… Bozcaada’ya gidip de Simyon’a uğramamak, hikâyenin en güzel sayfasını atlamak gibi olur. Çünkü burası sadece bir meyhane değil; geçmişin, emeğin ve lezzetin iç içe geçtiği yaşayan bir hatıra. 1950’lerde Rum mahallesinde Yorgi Dimo’nun Kısmet Bakkaliyesi olan bu mekân, bugün bambaşka bir ruhla ama aynı sıcaklıkla misafirlerini ağırlıyor.
İçeri adım attığınız anda o renkler sizi sarıyor: mor, beyaz, lila… Masalar sadece masa değil, birer davet gibi. Duvarlardaki sanat eserleri ise mekâna ayrı bir karakter katıyor. Ama asıl büyü, masaya gelenlerle başlıyor.
Mezeler… Sayısını hatırlamak mümkün değil. Her biri özenle hazırlanmış, her biri ayrı bir hikâye anlatıyor. “Hangisini seçsem?” diye düşünürken aslında kayboluyorsunuz ve bu kayboluş çok keyifli. Deniz ürünleri deseniz, her zaman taptaze. Balıklar… Belki de şimdiye kadar yediklerimin en iyileri. Salatalar bile sıradan değil; her lokmada mutfağın ne kadar özenli olduğunu hissediyorsunuz.
Bu işin arkasında güçlü bir mutfak ve gerçekten ne yaptığını bilen bir şef var. Ama sadece lezzet değil mesele… Asıl farkı yaratan, o samimiyet.

İşletmenin sahipleri Uğur Mutay ve Pınar Mutay… Benim için sadece birer işletmeci değil; dost, kardeş, aile. Sizi müşteri gibi değil, evine gelmiş bir misafir gibi karşılayan insanlardan söz ediyorum. İşte bu yüzden Simyon’da yemek yemek, sadece karın doyurmak değil; bir bağ kurmak, bir anı biriktirmek.
Bozcaada benim için vazgeçilmez. Ama Simyon da o vazgeçilmezin en lezzetli parçası.
Bu yaz yine oradayım. Yine o masada, yine o sohbetlerde, yine o eşsiz tatların peşinde…
Siz de gelin. Bu yaz, bir akşamınızı ayırın. Simyon’un masasına oturun. Belki yan masada tanımadığınız biriyle dost olursunuz, belki bir mezenin tadı uzun süre aklınızdan çıkmaz.
Bugün tarif veremiyorum… Çünkü Simyon’un hangi lezzetini yazayım ki?
Ama söz, bu yaz bir tarif koparacağım mutfaktan. O zamana kadar en güzel tarif şu:
İyi dostlar + güzel bir masa + Bozcaada rüzgârı.
Gerisi zaten kendiliğinden geliyor.
Helin Nazlı Çoban










