Burak Akan Yazdı: Oyunculuk Üzerine

Burak Akan Yazdı: Oyunculuk Üzerine

Oyunculuğu hiçbir zaman yetenek meselesi olarak tek başına değerlendirmedim. Yetenek önemlidir ama insanı merak etmiyorsanız bir süre sonra oynadığınız her karakter birbirine benzemeye başlar.

Çünkü elinizde hep aynı malzeme vardır: kendiniz.

Mesele, o malzemeden kaç farklı insan çıkarabildiğinizdir.

Bir katili oynarken katile benzemek kolaydır. Sesinizi değiştirirsiniz, yüzünüzü sertleştirirsiniz, yürüyüşünüzü bozarsınız. Ben onunla ilgilenmem. Ben o adamın eve gittiğinde ayakkabılarını nasıl çıkardığını merak ederim. Annesi aradığında sesinin değişip değişmediğini, çocukken neden korktuğunu, hayatında birine gerçekten âşık olup olmadığını merak ederim.

Çünkü kimse yirmi dört saat kötü değildir.
Kimse yirmi dört saat iyi de değildir.
İnsanı ilginç yapan zaten bu tutarsızlığıdır.
Oyuncunun da önce bunu kabul etmesi gerekiyor. Karakteri savunmak ya da yargılamak zorunda değilsiniz. Onu anlamak zorundasınız.

Ben sette çok güzel ağlayan bir oyuncudan etkilenmeyebilirim. Ama çay bardağını masaya bırakışında karakteri görürsem dönüp bir daha bakarım.

Çünkü oyunculuk çoğu zaman insanların oyunculuk zannettiği yerde değildir.

Detaydadır.

Birinin karşısında otururken bacağınızı neden salladığınızda, cevap vermeden önce neden iki saniye beklediğinizde, kapıdan çıkarken neden son kez arkanıza bakmadığınızda…

Bunların hiçbirini seyirci oturup analiz etmez.

Zaten etmemeli.

Hisseder.

Oyuncunun en büyük hatalarından biri de seyirciye sürekli bir şey anlatmaya çalışmasıdır.

Üzgün olduğunu anlatıyor.
Sinirli olduğunu anlatıyor.
Âşık olduğunu anlatıyor.
Korktuğunu anlatıyor.
Hayatta böyle yaşamıyoruz ki.

Çok üzgün olduğumuz günlerde gülebiliyoruz. Çok sevdiğimiz birine kötü davranabiliyoruz. Korktuğumuzda cesurmuş gibi yapabiliyoruz. Birinin gitmesini istemediğimiz halde “git” diyebiliyoruz.

İnsan dediğimiz şey zaten söylediğiyle hissettiği arasındaki o garip mesafede yaşıyor.

Ben oyuncuda o mesafeyi arıyorum.

Bir de oyuncunun kendisini fazla önemsememesi gerektiğini düşünüyorum.

Çünkü oyuncu karakterin önüne geçtiği anda film küçülüyor.

“Burada nasıl görünüyorum?”
“Bu sahnede beni severler mi?”
“Bu benim iyi oyunculuğumu gösterir mi?”

Bunlar karakterin soruları değil.

Oyuncunun egosunun soruları.

Benim sevdiğim oyuncu bazen çirkin görünmeyi, bazen güçsüz kalmayı, bazen sahnenin en sessiz insanı olmayı göze alır.

Hatta gerekiyorsa unutulmayı bile göze alır.

Çünkü mesele her sahneden galip çıkmak değildir.

Mesele filmin galip çıkmasıdır.

Yönetmenlik yaparken de oyuncuya nasıl ağlayacağını, nasıl bakacağını, elini nereye koyacağını tarif etmeyi çok sevmem. Bana göre oyuncuyu santim santim tarif etmeye başladığınızda karşınızda oyuncu değil, hareket ettirdiğiniz bir eşya kalıyor.

Ben nedenini konuşmayı tercih ederim.

“Neden bunu söyledin?”
“Neden şimdi sustun?”
“Bu adamdan gerçekten nefret mi ediyorsun, yoksa hâlâ seni sevmesini mi istiyorsun?”

Cevabı beraber buluruz.

Hareketi oyuncu bulsun.

Çünkü onun bedeni benim bedenimden daha doğru bir cevap verebilir.

Ve oyunculuk hakkında yıllar içinde vardığım en basit sonuç şu:

Bir karakteri oynamak için önce onun gibi konuşmayı öğrenmek gerekmiyor.

Onun kendisine söylediği yalanı bulmak gerekiyor.

Çünkü hepimizin kendimize söylediğimiz bir yalan var.

“Umurumda değil.”
“Onu unuttum.”
“Ben böyle iyiyim.”
“Korkmuyorum.”
“Sevmiyorum.”

İnsanı çözmek istiyorsanız söylediği cümleye değil, o cümleyi neden söylemek zorunda kaldığına bakın.

Ben oyunculuğa biraz da böyle bakıyorum.

Belki yıllar sonra seyirci filmin hikâyesini unutacak. Hangi sahnenin kaçıncı dakikada olduğunu zaten hatırlamayacak. Oyuncunun söylediği cümleyi de unutacak.

Ama garip bir şekilde bir yüzü hatırlayacak.

Bir bakışı.
Bir susuşu.
Belki masaya bırakılan o çay bardağını.
İşte geriye o kalıyor.
Gerisi biraz ışık, biraz dekor, biraz alkış.

Burak Akan

YAZAR BİLGİSİ
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.