Neşe İbil Yazdı: Tüberküloz Geçmişte Kalmadı

Bazı hastalıkların adını duyduğumuzda onları geçmiş yüzyıllara ait sanırız. Eski romanlarda anlatılan uzun süren öksürükler, sanatoryumlar ve “ince hastalık” olarak anılan tüberküloz da bunlardan biridir. Oysa tüberküloz, tarihin sayfalarında kalmış bir hastalık değil; bugün hâlâ dünyanın en önemli halk sağlığı sorunlarından biridir.
Tüberküloz, çoğunlukla akciğerleri etkileyen ve hasta bir kişinin öksürmesi, hapşırması ya da konuşması sırasında havaya yayılan bakteriler yoluyla bulaşabilen bir enfeksiyondur. Önlenebilir ve tedavi edilebilir olmasına rağmen, geç tanı, tedaviye erişimdeki eşitsizlikler ve ilaç direnci nedeniyle çok sayıda insanı etkilemeye devam etmektedir.
Bu eski hastalıkla ilgili bugünlerde yeni bir umut konuşuluyor. Yirmi yılı aşkın süredir geliştirilen M72/AS01E adlı tüberküloz aşı adayı, ileri aşama klinik araştırmalarda değerlendiriliyor. Son olarak aşının gelecekte geniş ölçekte üretilebilmesi amacıyla yeni bir iş birliği yapıldığı duyuruldu. Çalışmalar başarılı olur ve gerekli onaylar alınırsa bu gelişme, yüz yılı aşkın süredir kullanılan BCG aşısından sonra tüberkülozla mücadelede önemli bir dönüm noktası olabilir.
Ancak “yeni aşı geliyor” demek için henüz erken. Çünkü bir aşı adayının umut verici olması, onun etkili ve güvenli olduğunun kesinleştiği anlamına gelmez. Bunun anlaşılabilmesi için klinik araştırmaların tamamlanması, sonuçların bilimsel olarak değerlendirilmesi ve düzenleyici kurumların onay vermesi gerekir. Bilimde umut değerlidir; fakat umut kadar sabır ve doğru bilgi de gereklidir.
Peki neden yeni bir tüberküloz aşısına ihtiyaç duyuluyor?
Bugün kullanılan BCG aşısı, özellikle çocuklarda tüberkülozun ağır biçimlerine karşı önemli bir koruma sağlar. Buna karşılık ergenlerde ve yetişkinlerde görülen akciğer tüberkülozunu önleme konusunda daha etkili yeni seçeneklere ihtiyaç vardır. Çünkü hastalığın toplum içinde yayılmasını sürdüren temel tablo çoğunlukla akciğer tüberkülozudur.
Yeni bir aşının geliştirilmesi yalnızca bilimsel bir başarı anlamına gelmez. Aynı zamanda hastalığın yoğun görüldüğü ülkelerde erken ölümün, uzun tedavi süreçlerinin, ekonomik kayıpların ve ailelerin taşıdığı ağır yükün azaltılması anlamına gelebilir. Fakat gerçek başarı, aşının geliştirilmesinin ötesinde, ona ihtiyaç duyan insanların erişebilmesiyle mümkün olacaktır.
Tüberküloz bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor: Bir hastalığın adını daha az duymamız, onun ortadan kalktığı anlamına gelmez. Uzun süren öksürük, gece terlemesi, ateş, halsizlik ve açıklanamayan kilo kaybı gibi belirtiler göz ardı edilmemeli; özellikle yakın temas öyküsü bulunan kişiler sağlık kuruluşuna başvurmalıdır.
Belki de bu gelişmenin bize verdiği en güçlü mesaj şudur: İnsanlık, yüzyıllardır tanıdığı bir hastalğa karşı hâlâ yeni çözümler arıyor. Bilim ilerliyor, umut büyüyor; ancak tüberküloz geçmişte kalmış gibi davranmadığımız sürece bu umut gerçek bir kazanıma dönüşebilir.
Neşe İbil










