Sait İnanç Yazdı: İzlenmek İçin Değil, İzletilmek İçin Yaşıyoruz!

Sait İnanç Yazdı: İzlenmek İçin Değil, İzletilmek İçin Yaşıyoruz!

Dijital çağın görünürlük bağımlılığı

Bir zamanlar insan, güzel bir an yaşadığında onu hatırlamak için fotoğraf çekerdi. Şimdi ise çoğu zaman fotoğrafı, başkaları görsün diye çekiyoruz.

Bir yemeğin tadından önce nasıl göründüğüne, bir tatilin huzurundan önce kaç kişinin göreceğine, bir başarının kendisinden önce kaç beğeni alacağına bakıyoruz.

Çünkü dijital çağ bize yeni bir ihtiyaç öğretti: Görünür olmak.

Artık yalnızca yaşamak yetmiyor. Yaşadığımızı göstermek gerekiyor.

Sabah kahvemiz, akşam yemeğimiz, gittiğimiz restoran, çıktığımız tatil, aldığımız araba, okuduğumuz kitap, hatta bazen üzüntümüz bile paylaşılabilir bir içeriğe dönüşüyor.

Hayatımızın bir bölümü gerçekten yaşanıyor; diğer bölümü ise kameraya oynanıyor.

Görünürlük, yeni statü göstergesi

Geçmişte insanların toplumdaki konumunu belirleyen şeyler vardı: Meslek, gelir, makam, çevre, eğitim…

Bugün bunlara bir yenisi eklendi:

Görünürlük.

Kaç takipçin var?

Kaç kişi seni izliyor?

Paylaşımın kaç beğeni aldı?

Videon kaç kez izlendi?

Bu soruların hiçbirinin insanın gerçek değerini ölçmediğini biliyoruz. Fakat buna rağmen davranışlarımızı onların belirlemesine izin veriyoruz.

Çünkü sosyal medya yalnızca içerik sunmuyor; aynı zamanda bize sürekli bir karşılaştırma alanı açıyor.

Başkasının hayatının en iyi anlarını, kendi hayatımızın tamamıyla karşılaştırıyoruz.

Sonra da neden mutsuz olduğumuzu anlamaya çalışıyoruz.

Hayat mı, vitrin mi?

Dijital dünyanın en büyük paradokslarından biri burada ortaya çıkıyor:

İnsan kendisini göstermek için yaşarken, kendisini yaşamaktan uzaklaşabiliyor.

Bir konserdesiniz. Müzik çalıyor. İnsanlar eğleniyor.

Ama birileri telefonu havaya kaldırmış, sahneyi kaydediyor.

Belki de konserin yarısını ekrandan izliyor.

Tatile çıkıyorsunuz. Deniz karşınızda, güneş üzerinizde…

Fakat zihninizde başka bir soru dolaşıyor:

“Bunu nasıl paylaşsam?”

Böylece deneyimin kendisi ikinci plana düşüyor; deneyimin sunumu asıl mesele haline geliyor.

Bir anlamda hayatımızı yaşamaktan çok, hayatımızın fragmanını hazırlıyoruz.

Beğeni, küçük bir ödül gibi

Sosyal medya bunu tesadüfen yapmıyor.

Beğeni, yorum, paylaşım ve takipçi sayıları küçük birer ödül mekanizması oluşturuyor. Paylaşım yapıyoruz, karşılığını bekliyoruz. Geldiğinde iyi hissediyoruz. Gelmediğinde yeniden deniyoruz.

Bu döngü zamanla insanı görünürlüğün peşinden koşturabiliyor.

Daha güzel fotoğraf.

Daha dikkat çekici başlık.

Daha çarpıcı video.

Daha farklı bir hayat görüntüsü…

Ve sonunda insan kendisine şu soruyu sormadan edemiyor:

“Ben gerçekten böyle mi yaşıyorum, yoksa böyle görünmeye mi çalışıyorum?”

Mahremiyet neden değer kaybetti?

Eskiden bazı şeylerin yalnızca bize ait olması doğal kabul edilirdi.

Aile içinde yaşanan bir mutluluk, dostlarla yapılan bir sohbet, yalnız geçirilen bir akşam, çocukların büyümesi, bir başarının verdiği gurur…

Bunların hepsinin başkaları tarafından bilinmesi gerekmiyordu.

Bugün ise paylaşılmayan şey zaman zaman yaşanmamış gibi hissedilebiliyor.

Oysa insanın hayatında sadece kendisine ait alanların bulunması bir eksiklik değil, bir ihtiyaçtır.

Her mutluluğun seyirciye, her başarının alkışa, her anın kayda ihtiyacı yoktur.

Bazı güzellikler paylaşılmadığı için daha değerlidir.

Yeni zenginlik: Görünmeyen hayat

Belki de dijital çağın ilerleyen dönemlerinde asıl lüks, herkesin görebildiği bir hayat değil; kimsenin görmediği bir hayat kurabilmek olacak.

Telefonu masaya bırakabilmek.

Bir yemeği fotoğrafını çekmeden yiyebilmek.

Bir manzarayı paylaşmadan seyredebilmek.

Bir başarıyı duyurmadan yaşayabilmek.

Bir mutluluğun değerini aldığı beğenilerle değil, sende bıraktığı duyguyla ölçebilmek…

Çünkü hayatın gerçek değeri izlenme sayısında değil, yaşanmışlığında saklı.

İnsan başkalarının ekranında ne kadar görünürse görünsün, kendi hayatının içinde görünmez hale gelmişse bunun pek bir anlamı yok.

Belki de artık kendimize şu soruyu sormanın zamanı geldi:

“Bunu gerçekten yaşamak istediğim için mi yapıyorum, yoksa başkaları görsün diye mi?”

Çünkü bazen hayat, paylaşılmadığında daha gerçek.

Ve belki de çağımızın en büyük özgürlüğü şudur:

İzlenmek zorunda olmadan yaşayabilmek.

Sait İnanç

Sait İnanç
Sait İnanç
YAZAR BİLGİSİ
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.